D.T.Ö Anlaşmaları

DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ (DTÖ) ANLAŞMALARI

I-GENEL

DTÖ, 15 Aralık 1993’de sona eren Uruguay Round’da varılan anlaşma gereğince 15 Nisan 1994 tarihinde Fas-Marakkeş’te imzalanan “Marakkeş Protokolü” çerçevesinde, 1 Ocak 1995’den itibaren geçerli olmak üzere kurulmuştur.
Kurulduğu tarihte 128 üyesi olan DTÖ halihazırda 132 üye ülkeden oluşmaktadır. 
DTÖ Anlaşmaları’nın temel prensipleri:

-Gümrük tarifelerinin azaltılması ve miktar kısıtlamalarının kaldırılması yoluyla dünya ticaretinin serbestleştirilmesi
-Üye ülkeler arasında “ayrımcılık”yapılmaması (En çok kayrılan ülke prensibi)
-Etit veya milli muamele’dir.

DTÖ Anlatması, kapsam ve uygulama esasları açısından farklılık içermekle beraber, yeni bir anlaşma olmayıp 1947 yılında imzalanan GATT’ın (Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması) devamı niteliğindedir. DTÖ Anlaşmaları’nın arasında GATT (1994) Anlaşması’da yeralmaktadır.
DTÖ Anlaşması; DTÖ’nü Kurucu Anlaşma ve ekli Marakkeş Protokolü ile Eklerinde yeralan diğer Anlaşmalardan oluşmaktadır:

EKLİ ANLAŞMALAR
EK.1A Mal Ticaretinde Çok Taraflı Anlaşmalar
Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT) 1994
Tarım Anlaşması
Bitki ve Hayvan Sağlığı Önlemleri Uygulama Anlaşması
Tekstil ve Konfeksiyon Anlaşması
Ticarette Teknik Engeller Anlaşması
Ticaretle Bağlantılı Yatırım Tedbirleri Anlaşması
GATT 94’ün VI. Maddesinin Uygulanmasına Dair Anlaşma
GATT 94’ün VII. Maddesinin Uygulanmasına Dair Anlaşma
Sevköncesi İnceleme Anlaşması
Menşe Kuralları Anlaşması
İthalat Lisansları Anlaşması
Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Tedbirler Anlaşması
Korunma Tedbirleri Anlaşması
EK. 1B Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS) ve Ekleri 
EK. 1C Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması
EK. 2 Anlaşmazlıkların Halli Kural ve Yöntemleri Hakkındaki Mutabakat Metni
EK. 3 Ticaret Politikalarını Gözden Geçirme Mekanizması
EK. 4 Çoklu Ticaret Anlaşmaları
Sivil Uçak Ticareti Anlaşması
Devlet Alımları Anlaşması
Uluslararası Süt Ürünleri Anlaşması
Uluslararası Sığır Eti Anlaşması

II-TEKSTİL VE KONFEKSİYON TİCARETİ VE DTÖ:

Uruguay Round öncesi, tekstil ve konfeksiyon ticareti MFA (Çok Elyaflılar Anlaşması) kapsamında yapılmaktaydı ve bilindiği üzere ülkeler, MFA’ya dayanarak ikili anlaşmalarla tekstil ve konfeksiyon ticaretlerini karşılıklı sınırlamakta idiler. 
Uruguay Round müzakereleri sonrasında tekstil ve konfeksiyon ticareti GATT’a entegre edilerek, 1995 yılından başlamak üzere 10 yıllık bir geçiş döneminde aşamalı olarak, tekstil ve konfeksiyon ticaretine MFA’ya dayalı olarak getirilen miktar kısıtlamaların kaldırılması hedeflenmiştir.
Tekstil ve konfeksiyon ticaretinin GATT’a entegrasyonuna yönelik kurallar Tekstil ve Konfeksiyon Anlaşması (ATC)’nda yeralmaktadır. Diğer taraftan, tekstil ve konfeksiyon ticaretini ATC dışında doğrudan etkileyen başka anlaşmalar da mevcuttur. Bunlar;

-Ticarette Teknik Engeller Anlaşması,
-Menşe Kuralları Anlaşması,
-Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Tedbirler Anlaşması
-GATT 94’ün VI. Maddesinin Uygulanmasına Dair Anlaşma (Anti Damping Önlemleri Prosedürü)
-Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması’dır.

A-Tekstil ve Konfeksiyon Anlaşması (ATC):

ATC, tekstil ve konfeksiyon ticaretinin 1995 yılından başlamak üzere 10 yıllık bir geçiş döneminde 4 aşamada serbestleştirilmesiyle ilgili kuralları içermektedir.
Buna göre ülkeler;
-I. Aşamada (1995-1997) 1990 yılı fiili ithalatlarının enaz %16’sını,
-II. Atamada (1998-2001) 1990 yılı fiili ithalatlarının enaz %17’sini,
-III. Aşamada (2002-2004) 1990 yılı fiili ithalatlarının enaz %18’ini
-IV. Atamada (2005) geriye kalan %49’luk bölümü GATT’a entegre edeceklerdir. 

Diğer bir ifade ile 2005 yılında, ülkeler arasında uygulanmakta olan kotalar tamamıyla kaldırılmış olacaktır.
Öte yandan, ATC’de mevcut kota seviyelerinde de belli artışlar yapılması öngörülerek varolan kısıtlamalar esnekleştirilmeye çalışılmaktadır. ATC hükümlerine göre, mevcut kota seviyelerindeki artış, 1995-1997 döneminde %16, 1998-2001 döneminde ilk dönem artışının %25 üzerinde, 2002-2004 döneminde ise ikinci dönem artışının %27 üzerinde olmak üzere artırılmak durumundadır.

Bununla birlikte, ATC’nin 6. Maddesinde üye ülkelerin geçit döneminde uygulayabilecekleri korunma önlemlerine yerverilmektedir. Buna göre bir malın ithalatından ciddi ölçüde etkilenen ve pazarında ciddi bir zarar veya zarar tehdidiyle karşılaşan ülkeler, 3 yıldan fazla olmamak ve yalnızca henüz GATT’a entegrasyonu gerçekleştirilmemiş ürünlere uygulanmak kotuluyla geçici korunma önlemine batvurabileceklerdir.

Ancak korunma önlemine başvurulabilmesi için öncelikle Tekstil İzleme Organı çerçevesinde taraf ülkelerin karşılıklı danışmalarda bulunması gerekmektedir. İkili danışmalar çerçevesinde çözüm bulunulamadığı takdirde, zarar gördüğünü iddia eden taraf geçici korunma önlemlerini uygulamaya başlayabilecek ve/veya durumu Tekstil İzleme Organı’na götürebilecektir. Tekstil İzleme Organı, zarar iddiasını açıklığa kavuşturacak hertürlü bilgi ve belgeyi değerlendirdikten sonra üye ülkelere tavsiyelerde bulunur.

Tekstil İzleme Organı (TİO), üye ülkelerin temsilcilerinden oluşan daimi bir organ niteliğindedir ve gerektiğinde toplanır. ATC’nin uygulanmasının denetlenmesi ve ATC kapsamında üye ülkelerce alınan önlemlerin Anlaşma’ya uygunluğunun incelenmesi gibi görevleri bulunmaktadır. Üye ülkeler arası anlaşmazlıklarda, ikili danışmalarla çözüme ulaşılamadığı durumlarda sorunu inceleyerek üyelere tavsiyelerde bulunur. TİO, inceleme safhasında üye ülklelerden hertürlü bilgi ve belgeyi isteyebilmektedir.

Diğer taraftan, ATC hükümlerine göre üye ülkeler, tarnshipment, güzergah değişimi (rerouting), yanlış menşe beyanı gibi yollarla anlaşmayı ihlal etmeleri durumunda, ikili veya Tekstil İzleme Organı (TMB) nezdinde çözüm amaçlı danışma mekanizmalarından sonra sorun çözümlenemediği takdirde, malların geri gönderimi veya kotaların azaltılması gibi önlemlere başvurulabilecektir. Bu nedenle firmaların işlemlerinde azami dikkat göstermesi hem kendi hem de ülkelerin yararına olacaktır.

2) Ticarette Teknik Engeller Anlaşması:

Ticarette Teknik Engeller Anlaşması (TBT), üye ülkelere kamu sağlığı ve güvenliği gerekçeleriyle dış ticarette uygulanmak üzere yürürlüğe koyacakları teknik mevzuatın ticarette gereksiz engelleme yaratmayacak şekilde yapılmasıyla ilgili kuralları içermektedir.
Bu çerçevede, sözkonusu teknik düzenlemeler belli tartlar dahilinde gerçeklettirilmelidir:
-Uygulamaya konan teknik düzenleme (mevzuat), üye ülkeler nezdinde ayrıcalık yaratmamalıdır (En çok kayrılan ülke prensibi),
-Milli ürünle ithal ürüne yapılacak muamelede farklılık olmamalıdır (Eşit muamele prensibi).

Ticarette gereksiz engel yaratılmaması, diğer bir ifade ile herhangi bir ürün veya ülke lehine ayrıcalık yaratılmaması için; üye ülkeler teknik düzenlemelerin oluşturulması aşamasında uluslararası standartların ve düzenlemelerin esas alınması istenmektedir. Üye ülkeler ancak uluslararası standartların yetersiz kaldığı durumlar için farklı teknik düzenleme yapabileceklerdir.

Diğer taraftan Anlaşma’da, herhangi ayrıcalıklı bir durumun önlenmesi açısından, üyeler yeni uygulamaya koyacakları teknik düzenlemeleri tasarı halindeyken DTÖ Genel Sekreterliği veya diğer uluslararası kuruluşlar aracılığı ile üye ülkelere duyurmak ve herhangi bir üye ülkeden gelecek şikayeti tasarının yasallaşması aşamasında dikkate almakla yükümlüdürler.

Aynı Anlaşma’da üye ülkeler, teknik düzenlemelerin belgelendirilmesi aşamasında kontrol ve denetim sistemi kurmakla yükümlü kılınmışlardır. Ancak, teknik düzenlemelerde olduğu gibi denetim sistemi de ayrıcalıklı bir durum yaratacak nitelikte olmamak durumundadır.

TBT Anlaşması, ticaret akışının kolaylaştırılması ve tenik düzenlemelerde uyumun sağlanması için üye ülkeleri, standartlarını karşılıklı tanımaları hususunda teşvik etmektedir. Ancak, karşılıklı tanıma anlaşması imzalayacak ülkeler birbirlerinin teknik düzenlemeleri hususunda güven duymak durumundadırlar.

Üye ülkeler, zorunlu teknik düzenlemeler yanında, uygulaması isteğe bağlı olan teknik düzenleme yapma hakkına sahip kılınmışlardır. Ancak sözkonusu teknik düzenlemelerin uygulanması zorunlu olmamakla beraber belli bir armonizasyondan yoksun olması durumunda, dış ticarette aksaklıklara neden olabilmektedir. Bu nedenle üye ülkelerin, Anlaşma’nın ekinde yeralan Standartlar ve Teknik Düzenlemeler’le ilgili “İyi Niyet Kodu”na uymaları gerekmektedir. Sözkonusu Kod’da üye ülkelerin bir standart oluştururken dikkate alması gereken hususlar bulunmaktadır. Buna göre üye ülkeler, öncelikle yapacakları teknik düzenlemeleri ve ayrıntılı bilgi içeren dökümanları 6 ayda bir WTO Genel Sekreterliği’ne bildirmek durumundadırlar. Ayrıca, yeni teknik düzenlemeler uygulamaya koyacak olan ülke diğer üye ülkelere konuyu incelemeleri ve yorumda bulunabilmelerini teminen enaz 60 günlük bir inceleme süresi tanımak zorundadır.

    1. Menşe Kuralları Anlaşması:

Menşe Anlaşması geçiş dönemi hükümleri ve geçiş dönemi sonrası hükümleri olmak üzere iki ayrı bölümden oluşmaktadır.
Geçiş dönemi kurallarında, üye ülkelerin menşe kurallarının uyumlulaştırma süreci öncesinde göz önüne alacağı temel ilkeler yeralmaktadır.
Üye ülkeler, DTÖ Anlaşmalarının yürürlükte girdiği 1995 tarihinde uygulamakta oldukları menşe kurallarını, uyumlulaştırma çalışmaları tamamlanana kadar uygulamaya devam edeceklerdir. Ancak bu kuralları, Anlaşma’nın yürürlüğe girişinden itibaren 90 gün içinde DTÖ Sekretaryasına bildirmek, ayrıca bu kurallarda değişiklik yapılması durumunda değişikliklerin uygulamaya geçilmeden 60 gün önce DTÖ Sekreteryası’na bildirimde bulunmak üye ülkelerin yükümlülüklerindendir.

Geçiş döneminde üye ülkelerin gözönünde bulunduracağı temel ilkeler şunlardır:

Uygulamakta oldukları menşe kriterleri siteminin ayrıntılı bir şekilde açıklmanmış ve tanımlanmış olması gerekmektedir;

  • Tarife değişikliği kriteri uygulandığında, bu menşe kuralında ve kuraldaki istisnalarda tarife nomenklatüründe ele alınan alt başlıklar veya başlıklar belirtilmelidir.
  • Kıymetin yüzdesi kriteri uygulandığı hallerde, bu yüzde oranının hesaplanma yöntemi menşe kurallarında belirtilecektir.
  • imalat veya işleme faaliyetti kriterinin öngörüldüğü durumlarda, sözkonusu mala menşeini veren faaliyet kesin olarak belirtilmelidir.

 

Menşe kurallarını doğrudan veya dolaylı olarak ticaret hedeflerini izlemede araç olarak kullanılmaması gerekmektedir.
Menşe kurallarını uluslararası ticarette kısıtlayıcı bir rolü olmaması gerekmektedir.
Yerli mallara uygulanan menşe kurallarının ithal mallara uygulananlarla aynı olması gerekmektedir.
Menşe kurallarını tarafsız, tutarlı ve yeknesak uygulanması gerekmektedir.
Menşe kurallarını pozitif bir standarda dayandırılması gerekmektedir.
Herhangi bir ihracatçının, ithalatçının veya haklı gerekçesi olan bir şahsın menşe değerlendirmesi talebinde blunması üzerine bu talebin engeç 150 gün içinde sonuçlandırılması gerekmektedir.
Menşe kurallarında değişiklik yapıldığında geriye dönük uygulama yapılmaması gerekmektedir.

Öte yandan Menşe kurallarının uyumlulaştırılmasıyla ilgili çalışmalar halihazırda devam etmektedir. Anlaşma hükümlerine göre, uyumlulaştırma çalışmaları, Anlaşma yürürlüğe girdikten itibaren en kısa sürede başlatılmak ve üç yıl içinde bitirilmek durumundadır. Bu nedenle sözkonusu çalışmaların, 1998 yılı sonunda bitirilmesi beklenmektedir.

Menşe Kuralları Teknik Komitesi koordinasyonunda sürdürülen menşe uyumlulaştırılması çalışmalarında;
-Tümüyle elde edilme ve asgari itlemler veya itçilik kriterlerini belirlenmesi,
-Esaslı dönüşüm-Tarife sınıflandırılmasında değişiklik kriterlerinin belirlenmesi
-Esaslı Dönüşüme ek diğer kriterlerin tespiti üzerinde çalışmalar yapılmaktadır.

Her üye ülkenin temsilcilerinden oluşan Menşe Kuralları Komitesi menşeyle ilgili teknik problemlerde üye ülkelere danışmanlık yapmaktadır.

4) Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Tedbirler Anlaşması:

Sübvansiyon anlaşması Devlet tarafından firmalara sağlanan finansal avantajlarla ilgilidir. Anlaşma’da sübvansiyonun varlığından sözedilebilmesi için;

-finansal bir avantaj sağlanması,
-bir kamu kuruluşu tarafından yapılması
-ve ticari bir menfaat sözkonusu olması gerekmektedir.

Anlaşma’da kırmızı sübvansiyonlar (yasak sübvansiyonlar), yeşil sübvansiyonlar (dava edilemez sübvansiyonlar) ve sarı sübvansiyonlar (dava edilebilir sübvansiyonlar) yeralmaktadır.

Yasaklanmış sübvansiyonlar ihracat performansına dayalı olarak verilen sübvansiyonlar ile ithal mallar yerine milli malların kullanımını teşvik eden sübvansiyonlardır.

İzin verilebilir (dava edilemez) sübvansiyonlar ise bir sanayi dalı ile ilgili araştırma maliyetlerinin %75’e kadarını, rekabet öncesi geliştirme faaliyetlerinin ise %50’sine kadarını kapsayan sübvansiyonlardır.

Anlaşma’da yasaklanmış ve dava edilebilir sübvansiyonlar için iki türlü şikayet ve telafi sistemi mevcuttur. Birincisi, uygulanan sübvansiyonlardan zarar gördüğünü iddia eden tarafın Anlaşmazlıkların Halli Organı nezdinde şikayette bulunması ve bu mekanizma çerçevesinde çözüm arayışına girmesidir. Diğer bir çözüm ise telafi edici vergi uygulamasının başlatılmasıdır. Ancak, telafi edici vergi uygulaması için zarar gördüğünü iddia eden tarafın zarar ile uygulamadaki sübvansiyon arasında sebep-sonuç ilişkisi kurulabilecek kanıt ve belgeleri sağlaması gerekmektedir.

Sübvansiyonlarla ilgli telafi edici tedbirler Sübvansiyonlar Komitesi’nde görütülmektedir. Bu Komite’de tüm DTÖ üyelerinin temsilcileri bulunmaktadır.

    1. GATT 94’ün VI. Maddesinin Uygulanmasına Dair Anlaşma (Anti Damping Önlemleri Prosedürü):

Sözkonusu Anlaşma, bir malın “normal değeri”nin altında ihraç edilmesi nedeniyle ihraç edildiği ülkede oluşan zararın tanımlanması ve zararın telafisi ile ilgili prosedürü kapsamaktadır.

Bir malın fiyatının normalden düşük veya diğer bir ifade ile dampingli olması iki kritere bağlanmıştır:

-Malın ihraç fiyatının iç piyasa satış fiyatından düşük olması (%5 marjla),

-Malın ihraç fiyatının üretim maliyetinden daha düşük olması.

Diğer taraftan Anlaşma’da, dampingli mal ihracatına karşı önlem alınabilmesi için, yöneldiği ülkede “maddi bir zarar”a yolaçması ve bu zararla dampingli ihracat arasında sebep-sonuç ilişkisinin bulunması gerektiği yeralmaktadır. Maddi zarar tanımlayacak unsurlar da Anlaşma’da belirtilmiştir.

“Maddi zarar”ın varlığının kanıtlanması ve sözkonusu maddi zararla dampingli olduğu iddia edilen ihracat arasında sebep sonuç ilişkisinin kanıtlanması için, Anlaşma’da formal bir inceleme prosedürü tanımlanmıştır.

Buna göre, öncelikle zarar gören sanayii veya temsilcileri tarafından yapılmış bir yazılı başvuru olmalıdır. Şikayet başvurusunda bulunanların, zarar gördüğü iddia edilen sanayiin enaz %50’sini temsil etmesi ve bu üründeki toplam üretimin %25’ini sağlaması gerekmektedir.

Anlaşma’da yazılı başvuruda bulunması gereken bilgiler de yeralmaktadır. Başvurunun alınmasıyla ihracatçı ülke veya ülkelere de bilgi verilmekte ve öncelikle iki tarafın danışmalarda bulunması sağlanmaktadır. İkili danışmalarla bir anlaşma sağlanamadığı takdirde “Anlaşmazlıkların Halli Mekanizması” çerçevesinde çözüme gidilmekte veya önlem alınmaktadır.

Diğer taraftan, anti damping marjının %2 veya daha az olması durumunda veya dampingli ithalatın o üründeki toplam ithalatın %3’ünden fazla olmaması durumunda, “de minimis” kuralı gereğince anti damping önlemlerinden istisna edilmektedir.

6) Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması:

Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları (TRIPS) Anlaşması, fikri ve sınai mülkiyet haklarına yönelik uluslararası karışıklığın önlenmesi amacıyla minumum standartlar adapte edilmesini öngören ve bunlara ilişkin standart tanımlar getiren bir Anlaşma’dır. Ayrıca Anlaşma’da, uluslararası taklit mal ticaretinin önlenmesi için sözkonusu hakların tescili belli bir prosedüre bağlanmakta ve tescilden sonra hakların korunmasına yönelik zamanlar belirtilmektedir.

TRIPS Anlaşması’nda Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü kapsamında yapılan çok taraflı Anlaşmalara’da atıfta bulunulmaktadır. TRIPS Anlaşma’sında öngörülen standartlar üye ülkeler tarafından minimum kabuledilerek, çok taraflı anlaşmalara imzası olan tüm ülkelere DTÖ üyesi muamelesiyle eşit şelikde uygulanacaktır.

Anlaşma’ya göre Fikri ve sınai mülkiyet hakları 7 kategoride ele alınmıştır. Bunlar: Telif hakkı ve ilgili haklar

Markalar
Coğrafi işaretler
Sınai tasarımlar
Patentler
Entegre devrelerin tasarımları
Açıklanmamış bilgilerin korunması’dır.

TRIPS Anlaşması’nda fikri/sınai mülkiyet haklarının ihlali durumunda üye ülkelere hukuki ve idari telafi yöntemleri uygulama hakkı verilmektedir. İhlalin önlenmesi için alınabilecek önlemler, hak sahibinin tazmini ve ihlal konusu malın ticaretten men edilmesi gibi önlemlerdir.
Ayrıca, taklit mal girişinin hak sahibine daha fazla zarar vermesinin ve delillerin yokedilmesinin önlenebilmesi için üye ülkelere, gümrüklerde geçici tedbir uygulama hakkı da verilmiştir.
Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları’nın korunmasıyla ilgili olarak üye ülkeler arasında çıkabilecek anlaşmazlıklar Anlaşmazlıkların Halli Anlaşması çerçevesinde çözümlenmektedir.
Diğer taraftan, TRIPS Anlaşma’sının üye ülkelerce uygulanmasını kontrol ve koordine etmek üzere Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları (TRIPS) Konseyi kurulmuştur.
TRIPS Anlaşması hükümlerinin adpte edilmesinde gelişmekte olan ülkeler için 5 yıllık bir geçiş dönemi verilmiştir. Gelişmekte olan ülkeler 2000 yılına kadar iç düzenlemelerini Anlaşma standartları ile uyumlu hale getireceklerdir.

III-ANLAŞMAZLIKLARIN HALLİ KURAL VE YÖNTEMLERİ

Anlaşmazlıkların Halli Kural ve Yöntemleri Mutabakat Metni:

DTÖ’ne üye ülkeler arasında, anlaşmaların uygulanmasından doğan anlaşmazlıkların çözümlenmesi “Anlaşmazlıkların Halli Kural ve Yöntemleri Mutabakat Metni”ne dayalı olarak yapılmaktadır. Bununla birlikte, anlaşmazlıkların çözümlenmesi aşamasında spesifik anlaşmalardaki hükümler öncelikli olarak kullanılmaktadır.

Üye ülkeler arasında Anlaşma hükümlerinin uygulanmasından doğan anlaşmazlıkların çözümlenmesi sürecinde, sorumlu ve yetkili merci “Anlaşmazlıkların Halli Organı-(AHO)” (Dispute Settlement Body) dır. AHO, üye ülkelerin temsilcilerinden oluşan Genel Konsey’dir. Diğer bir ifade ile, Genel Konsey anlaşmazlıkların çözümlenmesi aşamasında AHO olarak hareket etmektedir.

Anlaşmazlıkların Halli Kural ve Yöntemleri Mutabakat Metni hükümlerine göre, herhangi bir üye ülkenin diğer bir üye ülke uygulamalarıyla ilgili olarak DTÖ Anlaşmaları hükümlerine aykırı olduğu iddiası olduğu takdirde öncelikle iki ülke arasında danışma mekanizması yoluyla çözümlenmesi öngörülmektedir.

Buna göre, şikayetçi ülke diğer üye ülkeye şikayetçi olduğu konu ile ilgili olarak görüşme talebinde bulunacaktır. Şikayet edilen ülke ise görüşme talebini aldıktan itibaren 10 gün içinde cevap vermek durumundadır. Danışma görüşmeleri, görüşme talebinin alınmasından itibaren 30 gün içinde başlamak durumundadır. Görüşme talebine cevap verilmemişse veya danışma görüşmelerinde olumlu sonuca ulaşılamamışsa, şikayet eden tarafın “Panel kurulması”nı isteme hakkı bulunmaktadır.

Tikayet talebinin alınmasından itibaren 60 gün geçmesine rağmen herhangi bir sonuç elde edilememişse, şihayetçi taraf AHO’dan “Panel kurma” talebinde bulunur ve bu talep 10 gün içinde AHO tarafından yerine getirilir.

Panel, daha önce GATT ve DTÖ Anlaşmaları’nda belirtilen Konsey veya Komiteler’de görev almış veya Sekreterya’da görev yapmış, uluslararası ticaret veya politika konularında ders vermiş veya bu konularda yayını olan, veya bir üye ülkenin üst düzey ticari yöneticisi olarak görev almış üye ülke temsilcileri arasından seçilerek kurulur. Anlaşmazlığa taraf ülkelerin temsilcileri panelde görev alamayacaklardır ve taraflar çok önemli nedenleri olmadıkça seçilen panel üyelerine itirazda bulunmayacaklardır. Panel tarafların kabulüne göre 5 veya üç kişiden oluşacaktır.

Panel müzakereleri gizli yapılır ve panel raporları tarafların yokluğunda toplanan veriler ışığında hazırlanır. Panellerin her kaynaktan bilgi talep etme hakları bulunmaktadır. Ayrıca Anlaşmazlığa taraf olmaya üye ülkeler de panele yazılı rapor veya görüş sunabileceklerdir.

Sunulan bilgilerin ışığında hazırlanan panel raporunun deskriptif bölümü (yorum ve sonuçları içermeyen bölümü) tarafların görüşlerine sunulacak ve panelce belirtilen süre içinde tarafların yazılı görüşleri alınacaktır. Tarafların görüşleri alındıktan sonra bu defa raporun (yorum ve sonuçlar dahil) tümü taraflara tekrar sunulacak ve yine belirlenen sürede taraflarca yazılı görüş bildirilmediyse diğer üyelere raporun bildirimi yapılacaktır. Belirlenen süre içinde tarafların herhangi birisinin görüş bildirmesi durumunda, panelce görüş tekrar değerlendirmek üzere taraflarında katıldığı bir toplantı daha düzenlenecektir.

Panelce üyelere dağıtılmak üzere hazırlanan rapor nihai rapordur. Bununla birlikte, üyelerin itirazlarını bildirmelerine zaman tanımak üzere, raporun üyelere dağıtımından itibaren 20 gün sonraya kadar AHO’nun onayına sunulmazlar. Üye ülkeler, raporla ilgili varsa yazılı itirazlarını AHO Toplantısından 10 gün öncesinde bildirmek durumundadırlar. Raporun üyelere bildiriminden itibaren 60 gün içinde rapor AHO’da görüşülerek onaylanacaktır. Bununla birlikte, anlaşmazlığa taraf olanlardan herhangi birisi tarafından temyiz başvurusunda bulunulması durumunda, raporun AHO’da görüşülmesi sözkonusu değildir.

Temyiz organı AHO tarafından oluşturulan daimi bir organdır. Temyiz organı dönüşümlü olarak çalışacak 7 kişiden oluşur ve bu kişiler hukuk ve uluslararası ticaret alanlarında uzmanlığı uluslararası düzeyde kanıtlanmış kişiler arasından 4 yıl için seçilirler.

Temyiz organına başvuru, anlaşmazlığa taraf olanlardan herhangi biri tarafından yazılı olarak yapılır. Genel kural olarak Temyiz Organı nezdindeki duruşmalar, temyiz başvurusunun yapılmasından itibaren Temyiz Organı’nın raporunu hazırlayacağı 60 günlük dönemde bitirilir. Bu dönem bazı durumlarda 90 güne uzayabilir, bunu Temyiz Organı önceden bildirir.

Temyiz organı toplantıları gizli yapılır. Temyiz organı tarafından hazırlanan rapor, panelin bulgu ve sonuçlarını içeren raporunu destekleyici, reddedici veya tadil edici mahiyette olabilir.

Temyiz organı tarafından hazırlanan rapor, üyelere dağıtılır ve dağıtımı takibeden 30 gün içinde AHO’da görüşülüp oy birliği ile reddedilebilir veya kabuledilebilir. Rapor AHO’da kabuledildiğinde taraflarca koşulsuz olarak kabuledilmek durumundadır.

Panel ve Temyiz Organı’nın çalışmaları sonucunda, şikayet edilen üye ülkenin DTÖ Anlaşmaları’na aykırı uygulama gerçekleştirdiği tespit edildiğinde, sözkonusu üyenin uygulamalarını Anlaşma hükümleri ile uyumlu hale getirilebilmesi amacıyla AHO tarafından tavsiyelerde bulunulur.

AHO’nun tavsiyelerine mümkün olduğunca erken uyulmalıdır. Panel veya Temyiz organı raporlarını kabuledilmesinden 30 gün sonra yapılan ilk AHO toplantısında, Anlaşmalara uyum konusunda üye ülkenin görüşleri ve hazırlıkları alınır. Üye ülke uyum hususundaki düzenlemeleri gerçekleştirebileceği, AHO’nun belirlediği makul süre konusunda da görüşünü bildirir. AHO’nun tespit ettiği süre ilgili üye ülke tarafından onaylanmazsa, raporların kabulediliş tarihinden itibaren 45 gün içinde tarafların mutabık kalacakları süre belirlenir.Tarafların belli bir süre tespit edememeleri halinde ise, raporların kabuledildiği tarihten itibaren 90 içinde tahkim yoluyla bir süre belirlenecektir.

AHO kabuledilen tavsiye veya kararların uygulanmasını denetim altında tutacaktır. Üye ülkenin yapacağı uyumla ilgili makul sürenin tespitinden 6 ay sonra yapılacak AHO toplantısında, üye ülkenin yaptığı hazırlıklar konusunda bilgi alınır ve bu tarihten itibaren konu AHO’nun sürekli gündemine alınır.

Tavsiye kararları belirlenen, makul süre içinde yerine getirilmemişse geçici tedbir olarak sözkonusu üye ülkenin tazminat ve tavizleri askıya alınabilecektir.